Zihnimiz, özellikle duygusal yükü yüksek olan anıları kolay kolay bırakmaz. Bazı anılar zamanla silikleşirken, bazıları sanki hâlâ yaşanıyormuş gibi canlı kalır. Kimi zaman bir koku, bir ses ya da bir duygu bu anıları hiç beklemediğimiz bir anda yeniden ortaya çıkarır.
Bu tür anılar genellikle sadece “geçmişte olan bir olay” değil, aynı zamanda o anda yaşanan duyguların da belleğe kazınmış hâlidir. Çoğu zaman da bu duygular tamamlanmamıştır: ifade edilmemiş, anlaşılmamış ya da yeterince karşılık bulmamıştır. Bu yüzden zihin ve beden, o anıyla hâlâ meşgul kalır.

Psikodinamik açıdan baktığımızda, bu tür anılar kişinin iç dünyasında çözümlenmemiş duygusal düğümlerle bağlantılıdır. Bazen bu anılar, bugünkü hayatımızda da tekrar eden ilişkisel döngülerin arkasındaki ipuçlarını taşır. Terapi süreci, sadece o anıyı anlatmak değil, o anıya eşlik eden duygulara yaklaşmak, onları bugünkü halimizle anlamlandırmak için bir alan sunar. Zamanla bu yük hafifleyebilir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
– Bu anıyla birlikte gelen duygu tam olarak ne? Kızgınlık mı, suçluluk mu, yalnızlık mı?
– Bu duyguyu daha önce hayatımda başka nerelerde hissetmiştim?

Leave a Reply