
Sevgi ve öfke bir arada var olabilir. Özellikle anneyle olan ilişkilerde bu durum oldukça yaygındır. Çünkü anne, hayatın en başından itibaren hem ihtiyaç duyulan hem de güçlü duygularla bağ kurulan ilk figürdür. Sevgi, bağlılık ve ihtiyaçlar kadar beklentiler, hayal kırıklıkları ve görülmeme hissi de bu ilişkiye dâhildir.
Annen sevgi dolu biri olabilir, ama bu onun her zaman seni tam olarak anladığı, duygularını yeterince karşılayabildiği anlamına gelmeyebilir. Bazen çocuklukta ifade edilemeyen kırgınlıklar, zamanla içerde birikir. Çocukken söylenemeyen sözler, yetişkinlikte pasif tepkiler ya da suçlulukla karışık öfke olarak geri dönebilir. Bu da kişiyi hem annesine yakın hissederken hem de ona karşı karışık duygular taşır hale getirir.
Psikodinamik terapide bu tür çelişkili duyguların izini sürmek, onları yargılamadan anlamaya çalışmak çok önemlidir. Çünkü bazen en çok sevdiğimiz kişilere en güçlü tepkileri veririz. Bu, sevgi eksikliğinden değil, bağın içindeki görünmeyen yaralardan kaynaklanır.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
– Anneme karşı hissettiğim tepkiler, onun bana bugün yaptığı şeylerden mi, yoksa geçmişte içimde kalan duygulardan mı kaynaklanıyor?
– Benim ihtiyaç duyduğum “sevgi” tam olarak nasıldı? Onun verdiğiyle aynı mıydı?

Leave a Reply